<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TARİH HABER &#187; Kitap Dünyası</title>
	<atom:link href="http://www.tarihhaber.net/category/eskmyn-ktplr/kitapdunyasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihhaber.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Jun 2016 13:04:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.2.38</generator>
	<item>
		<title>Upanişadlar</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/upanisadlar/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/upanisadlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 13:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6250</guid>
		<description><![CDATA[Veda dininin en eski ve en önemli kutsal metni sayılıyor. Hindular Upanişadlar’ı vahiy olarak kabul ederler. Upanişadlar, Hint kutsal metni (daha doğrusu metinler toplamı) Vedalar’ın dört ana bölümünden biridir. Diğer bölümler: Samita, Brahmana ve Aranyaka. Ve dört Veda vardır: Rigveda, Yacurveda, Samaveda ve Atarvaveda. Bunlar dua-büyü ve ilahilerdir. Belli durumlarda belli vedalar okunur. Kötülüğü kovmak...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Veda dininin en eski ve en önemli kutsal metni sayılıyor. Hindular <em>Upanişadlar</em>’ı vahiy olarak kabul ederler. <em>Upanişadlar</em>, Hint kutsal metni (daha doğrusu metinler toplamı) <em>Vedalar</em>’ın dört ana bölümünden biridir. Diğer bölümler: Samita, Brahmana ve Aranyaka. Ve dört Veda vardır: Rigveda, Yacurveda, Samaveda ve Atarvaveda. Bunlar dua-büyü ve ilahilerdir. Belli durumlarda belli vedalar okunur. Kötülüğü kovmak için bir veda, sevgilinin gönlünü çelmek için bir veda, dünyanın yaratılışını anlatan bir veda, kadınla erkeğin bir özden yaratıldığına dair bir veda ilh. <em>Upanişadlar</em>, vedaların tabir caizse en felsefi kısmını oluşturur. <em>Upanişadlar</em>’da konusu sonsuzluk, ölüm, ruh gibi soyut şeyler. Veda metinlerinin daha sonraki yüzyıllarda en etkili olmuş kısmı bunlardır. Zira bunlar diğer vedalara göre daha karmaşıktır. <em>Upanişadlar</em> her dörtlü veda toplamının sonuç kısmını oluşturur ve veda öğretisinin çatısını kurar bir bakıma. “Upanişad”ın anlamı “yakın oturan” olup insanın evrensel varlığa yakınlığını, diğer deyişle bilgeliği işaret eder. <em>Upanişadlar</em>, bu özellikleri sayesinde Hindu batıniliğinin temellerini de atmıştır denebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/upanisadlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Li Bai&#8217;in şiirleri</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2016 13:32:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6220</guid>
		<description><![CDATA[8. yüzyıl Çin şairi Li Bai, diğer söylenişiyle Li Po, çağdaşı Du Fu ile birlikte klasik Uzak Doğu şiirinin zirvelerinden sayılır. Hayatı hakkında bildiğimiz en net şey serbest ve sermest bir şair olduğu, yani çok gezip çok içtiği. Orta Asya’da doğduğu için Türk kökenli olduğu da söylenir. 20’li yaşlarında ailesinden ayrılıp il il gezmeye başladı....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>8. yüzyıl Çin şairi Li Bai, diğer söylenişiyle Li Po, çağdaşı Du Fu ile birlikte klasik Uzak Doğu şiirinin zirvelerinden sayılır. Hayatı hakkında bildiğimiz en net şey serbest ve sermest bir şair olduğu, yani çok gezip çok içtiği. Orta Asya’da doğduğu için Türk kökenli olduğu da söylenir. 20’li yaşlarında ailesinden ayrılıp il il gezmeye başladı. Bilgili, kültürlü bir şair olduğu için Tang hanedanı sarayına kadar yükseldi; resmi bir mevki elde edemediyse de saray şairi oldu. Fakat imparatoriçeye aşık olması, sarhoş gezmesi ve harem ağasıyla geçinememesi yüzünden saraydan sürüldü. Yine yollara düştü. Kırk yılı bulan bu gezilerin şiirindeki izleri önemli. Çünkü Li Bai şiiri doğa ile insan arasında adeta gizli bir söyleşi gibidir. Bu yanıyla 19 ve 20. yüzyıl simgeci ve imgeci Batı şiir akımlarını etkilemesine şaşırmamalı. Zaten bugünkü şöhretini de bu etkiye borçlu. Şiirlerinin ruh hali genellikle patetiktir; rind neşesini pek yansıtmaz. Yalnızlık, zamanın su gibi akıp geçmesi, doğa figürlerinin (ay, ırmak, dağ, kuşlar, ağaçlar, çiçekler) veya olaylarının (mevsimler, hava, gece gündüz) aldırışsızlığı, karşılıksız aşk vb. temalarla yazar Li Bai. Li Bai’de ilginç olan bunları parlak bir şekilde yazması kadar, izlenimcilik diyebileceğimiz, şairin ruh halini doğanın hallerine yöneltmesidir. Bundan Ezra Pound gibi Batılılar imgeciliği çıkardılar. Bizde en çok Ahmet Haşim, Li Bai’yi andırır. Parnasyenlerin insansız, mükemmel ve plastik doğası Li Bai’de de Ahmet Haşim’de de yoktur. Li Bai, doğayı ruh halinin terennümü için yansıtma tahtası olarak kullanır. Maksat yalnızlık, sarhoşluk ve sarhoşluğun verdiği kafa bulanıklığını anlatmaksa, Li Bai “Çiçekler arasında bir testi şarap | Oturmuş içiyorum yalnız başıma | Kadehimi aya kaldırıp dönüyorum sonra gölgeme | Ay çünkü bilmiyor nedir içmek | Gölgeminse bildiği beni taklit etmek” diye yazacaktır. Yoğun, elemli ruh hali; anlık zihinsel sıçramaları ve sık sık gerçek doğa görüntülerinden ölümsüzlük fikrine geçmesi nedeniyle Li Bai şiirinin Taocu bir şiir olduğu düşünülüyor. Li Bai’den günümüzü bin kadar şiir kalmış. Türkçede bir tane bile Li Bai çevirisi olmaması ise esef edilecek bir husus.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kemal Tahir&#8217;in &#8220;Notlar&#8221;ı</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/kemal-tahirin-notlari/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/kemal-tahirin-notlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2016 13:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6180</guid>
		<description><![CDATA[Notlar hem tezleri, iddiaları hem de bir düşünürün kafasının nasıl çalıştığını anlama açılarından değerli bir hazinedir. Kemal Tahir’i romanlarındaki sanatlı konuşmanın dışında, karakterler ve olaylar üzerinden değil kendi ağzından bu notlarda okuyabiliyorsunuz. Fakat bu değil notları hazine yapan. Asıl mesele, yazarın düşünme şekli ile bilgisinin çokluk ve derinliğini ortaya koymaları. Notlardan öğreniyoruz ki Kemal Tahir’in...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Notlar hem tezleri, iddiaları hem de bir düşünürün kafasının nasıl çalıştığını anlama açılarından değerli bir hazinedir. Kemal Tahir’i romanlarındaki sanatlı konuşmanın dışında, karakterler ve olaylar üzerinden değil kendi ağzından bu notlarda okuyabiliyorsunuz. Fakat bu değil notları hazine yapan. Asıl mesele, yazarın düşünme şekli ile bilgisinin çokluk ve derinliğini ortaya koymaları. Notlardan öğreniyoruz ki Kemal Tahir’in düşünme şekli, eşine az rastlanır bir mimari bütünlüğe sahip. Ayrıntı ve tasvirde kaybolan sosyalbilimci, rüyada boğulan romancı ya da günlük siyasetin kiri pası içinde ancak bir tamirci görüntüsü veren gazeteci… Kemal Tahir bu üç modelin dışında bir adam. Tasvir onda tahlili somutlaştırmak içindir; tahlil ise tasvir ettiklerini daha bütünlüklü kavrayabilmek için. Düşüncesinin katı bir çekirdeği var. Her ne yazıyorsa mesele aynıdır: Biz kimiz, düştüğümüz durum nedir ve bundan nasıl kurtulacağız? Meseleyi Osmanlı’dan alması, ama mesela eski Türklere bulaşmaması bundandır. Cumhuriyetin ilk dönemlerine kadar gelip yaşadığı, notları (romanları da) yazdığı günlerin geçerli meselelerine girmemesi de bundandır. İdris Küçükömer’le en büyük farkı bu. Küçükömer bir yandan genetikle ve dokunamayacağımız kadar eski geçmişle ilgilenirken, diğer yandan da günlük siyasetin içindedir. Küçükömer’i zenginleştiren, aynı zamanda merkezsiz kılan, düşüncelerini takip etmeyi güçleştiren budur. Kemal Tahir’in uzun romanlarının kolayca okunması ve akılda kalması, dağınık ve ciltler dolusu notlarının kolay takip edilebilmesi ise dediğimiz mimari kesinliktendir. Kemal Tahir devleti esas alır, yani var olanı, kesintisiz olarak takip edilebilecek olanı, düzeni. Hem romanlarının hem notlarının tarih skalasının Osmanlı’nın kuruluşu ile Tek Parti döneminin sonu arasındaki süreç olması ilginçtir. Ortadaki mesele herkes için budur. Bugün de budur. Kemal Tahir formülcü, modelci değil tahlilci bir düşünür. Belli zamanların popüler yazarlarının sonra okunmaz olmasına rağmen, hiçbir yılın bestseller’ı olmadığı halde Kemal Tahir düşüncesinin okunmaya devam etmesi tahlil kuvvetindendir. Formüller kısa zamanda etki gösterip yayılabilir, ama çabuk eskir ve çöpe dönüşür. Tahlil ise öğreticidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/kemal-tahirin-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esendal&#8217;ın Hikayeleri</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/esendalin-hikayeleri/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/esendalin-hikayeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2016 12:36:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6160</guid>
		<description><![CDATA[Esendal bugün çok fazla okunan yazarlardan değil. Kendi döneminde de çok fazla popüler olduğu söylenemez. Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali ve Sait Faik’le birlikte hikayemizin mimarlarından kabul edilmesinin sebebi çok okunması değil, sonra gelen hikaye yazarları üzerinde hafife alınamayacak etki yapmış olmasıdır. Ki kendi yazarlığının çok fazla üzerini titrediği bile söylenemez Esendal’ın. Politikaya daha fazla değer...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Esendal bugün çok fazla okunan yazarlardan değil. Kendi döneminde de çok fazla popüler olduğu söylenemez. Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali ve Sait Faik’le birlikte hikayemizin mimarlarından kabul edilmesinin sebebi çok okunması değil, sonra gelen hikaye yazarları üzerinde hafife alınamayacak etki yapmış olmasıdır. Ki kendi yazarlığının çok fazla üzerini titrediği bile söylenemez Esendal’ın. Politikaya daha fazla değer verdiği ortadadır. Hikayelerini hep erteleyerek ve gecikerek yayımlamıştır. Muhtemelen işten güçten zaman bulamadığı ve belki de siyasi kariyerine zarar verebileceğini düşündüğü için. Zira eleştirel bir yazardır Esendal. Küçük insanları, gündelik ilişkileri anlatırken bir yandan da yoğun bir eleştirellik havası hakimdir hikayelerinde. Sahici ve samimi olmayan her şeyi eleştirir. Ne var ki bu yanı, yani eleştirelliği çok fazla öne çıkmamıştır. Bunun da sebebi, minimalizmidir. Hikayelerinde açıkça hiçbir fikir ileri sürmez. Tiplerini konuşturmakla, okuyucuya bazı şeylerin yolunda gitmediğini sezdirmekle yetinir. Dünya görüşü ise yine bu küçük konuşma ve ilişkilerde gizlidir. Küçük insanların basit çıkarlarının uyumu ve çatışması üzerine kurulu bir dünya yaratır Esendal. Bugün Esendal’ı bizim için değerli kılan bu minimalizmden çok tiplerindeki renktir diyebiliriz. Gerçekçi yazarların çizdiği tip ve karakterler, hiçbir zaman Esendal’ın kendileri olma dışında hiçbir amaçları olmayan insanları kadar gerçekçi çizilmemiştir. Gerçekçi yani sosyalist veya İslamcı yazarların da, idealist ya da milliyetçi ve muhafazakar yazarların da tip ve karakterleri yazarın okuyucuya duyurmak istediği düşünceler ve görüşler için birer araçtan ibarettir çoğu zaman. Gerçekçilik yolunu terk eden modernist yazarlarımızın karakterleri için de durum çok farklı değildir. Bireyseli veya bireyciliği anlatmak gibi bir dertleri vardır bu tarz yazarların da. Bir tek Esendal, gün gibi gerçek karakterleriyle çıkar karşımıza. O kadar gerçektir ki, bazen bu yüzden hikayeleri bir şey söylemeden biter, okuyucunun söz konusu karakterler hakkındaki merakı da tatmin edilememiş olarak kalır. Sonuçta, kaliteli fakat eksik bir yazardır Esendal. Belki düşünceleri için de aynı şey söylenebilir.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/esendalin-hikayeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belagat: Edebiyat Bilgi ve Teorileri</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/belagat-edebiyat-bilgi-ve-teorileri/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/belagat-edebiyat-bilgi-ve-teorileri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 13:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6146</guid>
		<description><![CDATA[Muallim Naci’nin Istılahat-ı Edebiyye’si, Recaizade’nin Talim-i Edebiyat’ı dururken çok daha yakın zamanlı bir kitabı Eskimeyen Kitaplar arasına koymamız özellikle Türk edebiyatı eğitimi almış veya bu alanda derinleşmiş okuyucuya şaşırtıcı görünecektir. Ne var ki, burada edebiyat veya fikir tarihi yazmıyoruz; daha geniş düzlemli bir okuyucu katmanına, okunabilecek klasik eserler öneriyoruz. Naci’nin kitabı eksiktir, Recaizade’nin kitabı ise...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Muallim Naci’nin <em>Istılahat-ı Edebiyye</em>’si, Recaizade’nin <em>Talim-i Edebiyat</em>’ı dururken çok daha yakın zamanlı bir kitabı Eskimeyen Kitaplar arasına koymamız özellikle Türk edebiyatı eğitimi almış veya bu alanda derinleşmiş okuyucuya şaşırtıcı görünecektir. Ne var ki, burada edebiyat veya fikir tarihi yazmıyoruz; daha geniş düzlemli bir okuyucu katmanına, okunabilecek klasik eserler öneriyoruz. Naci’nin kitabı eksiktir, Recaizade’nin kitabı ise özneldir, Edebiyatı Cedide’nin müdafası gibidir, ancak o tarafıyla değerlidir. Üstelik bu iki kitap ve belagat alanına kısmen de olsa girmiş kitaplar genellikle Arap belagatından ve dahası modern edebiyattan yani Batı edebiyatından kopuk metinlerdir. Bugünün bilgileri veya bakış açılarıyla okunmalarında büyük güçlükler vardır. Bu bakımdan, Kaya Bilgegil’in <em>Belagat</em>’ı arada duruyor diyebiliriz. Aradadır; çünkü hem modern Türk edebiyatına atıflar vardır hem Arap belagatından haberdar bir kitaptır hem de özellikle terimlerin Fransızcasını vermesi sayesinde Batı filolojilerine de açık bir kitaptır. Ki belagat dediğimiz şey “açık yapıt” tarzı bir şey olmak zorundadır. Edebiyat sona ermediğine göre, edebiyatın öz bilgisi, temel düsturları demek olan belagat da tamamlanamaz. İnsan bunu Bilgegil’in sakin bir üslupla ve zengin ayrıntılarla kaleme alınmış <em>Belagat</em>’ında açıkça görebiliyor. Ne var ki, Bilgegil’in kitabının eskimemişliği sonra gelen belagat kitaplarının yetersizliğiyle de ilgilidir. Bunların çoğu edebiyat profesörleri tarafından lisans öğrencisinin acil ve pratik gereksinimlerini karşılamak üzere ve haliyle ders kitabı indirgenmişliği içinde yazılmış son derece önemsiz kitaplardır. Sonuçta Bilgegil’in kitabı da bir ders kitabıdır ve yazarı da bir edebiyat profesörüdür; ama Ali Nihat Tarlan gibi, Mehmet Kaplan gibi, Mehmet Çavuşoğlu ve Pertev Naili Boratav gibi bir profesör. Yani kendisi tam olarak teorisyen olmasa bile iyi bir akademisyenin sahip olabileceğinden daha fazla erdeme sahip, sahici bir teorisyene bilgisiyle öncülük edebilecek bir profesör. İşte, Profesör M. Kaya Bilgegil’in <em>Belagat</em>’ının eskimeyen tarafını yazarın bu erdemi, yani kısmen yaratıcı bilim adamı kişiliği oluşturuyor. Öte tarafta, kitabın iki önemli zaafı var. Birincisi başlığındadır: Bilgegil’in <em>Belagat</em>’ı bir edebiyat görüşüne, yani saf şiir anlayışına yakın olmakla birlikte adındaki “teori” kelimesini hakkeden bir kitap sayılmaz. İkinci zaafsa kitabın bölümlenişindedir. Bu karmakarışık bölümleniş, zengin ayrıntılar verebilmek için bu kadar dağınık olmak gerekir mi, sorusunu getiriyor insanın aklına. Bunun altında muhtemelen teorik zayıflık yatıyor. Tıpkı “ihsa-ül ulum” yani bilimlerin dizilişinde olduğu gibi, sanatların düzeninde de en iyi profesörlerimizin bile nispeten zayıf olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Batının retorik ve estetik alanında ortaya koyduğu devasa gayretin yanında, bizim belagat kitaplarımız ve bunlar içinde bize göre en sağlamı olan Bilgegil <em>Belagat</em>’ı işin sadece abecesi sayılır. İnsana okumayı söktüren doğru ve dürüst bir abece ama…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/belagat-edebiyat-bilgi-ve-teorileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuşeyri Risalesi</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/kuseyri-risalesi/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/kuseyri-risalesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2016 13:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6125</guid>
		<description><![CDATA[Klasik tasavvuf ansiklopedilerinin en muteber ve meşhur olanıdır. Amelde Şafii, itikatta Eşari olan Abdülkerim Kuşeyri, bu ansiklopedi veya risaledeki yaklaşımıyla tasavvufun henüz akıl ve nakil bağlamlarından, bağlantılarından bütünüyle kopmadığı bir dönem ve anlayışı temsil eder. Bu yanıyla Hucviri, İbn Haldun, İbn Teymiyye eğrisiyle Gazali, İbn Arabi, Mevlana eğrisi arasında bir yerde durmaktadır. Hem sufi hem...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik tasavvuf ansiklopedilerinin en muteber ve meşhur olanıdır. Amelde Şafii, itikatta Eşari olan Abdülkerim Kuşeyri, bu ansiklopedi veya risaledeki yaklaşımıyla tasavvufun henüz akıl ve nakil bağlamlarından, bağlantılarından bütünüyle kopmadığı bir dönem ve anlayışı temsil eder. Bu yanıyla Hucviri, İbn Haldun, İbn Teymiyye eğrisiyle Gazali, İbn Arabi, Mevlana eğrisi arasında bir yerde durmaktadır. Hem sufi hem de tasavvuf uzmanı olduğu halde, muhtemelen Şafii-Eşari olmasının ve hukuk tahsil etmesinin etkisiyle, tasavvufu diğer yaklaşımların (kelam-felsefe ve selefilik) karşısına koyarak hareket etmekten kaçınır. Uzaktan bir bakışla selefi olduğu bile sanılabilir. Tasavvuf denince bugün akla gelen şeylerle pek fazla ilgisi yoktur. Kitabına sufilerin Allah inancının selefin yani Peygamber (s.a.s.) ve ashabının inancıyla bire bir aynı olduğunu göstermeye gayret ederek başlar. Bu, aslında bir polemiktir, taraf olmanın bir gereğidir ama Kuşeyri nesnellik ve güvenilirlik iddiasındadır. Sufilerin kendilerine izafe edilen aşırılıklardan uzak olduğuna okuyucuyu temin etmeye çalışmaktadır, her şeyden önce. Bu, <em>Risale</em>’nin bize kalırsa en güçlü görünen, gerçekte ise zayıf tarafıdır. Zira tevhid (Allah’ın birliği, benzersizliği ve özellikleri) konusunda önceki sufilerden aktardığı sözler bir araya gelerek bir görüş oluşturmaktan uzaktırlar. Kuşeyri’nin işin bu noktasında tasavvufun ve sufilerin ismini ve şöhretini tehlikeden uzak tutma endişesi içinde hareket ettiği hissedilir. Kitabın önemli olan ve eskimeyen, ona itibarını kazandıran tarafı biyografik ve terminolojik tarafıdır. <em>Kuşeyri Risalesi</em>, yazıldığı 11. yüzyıla kadarki önemli sufilerin hayat hikayeleri ve sözlerine yer verdiği, ayrıca o günkü tasavvuf terminolojisini açıkladığı için bugün de itibarını korumaktadır. Tarihsel anlamı felsefi anlamından tartışılmaz bir şekilde daha güçlü ve üstündür. Hemen hemen bütün kitabın sufi şeyhlerinin sözlerinden oluşması da kitabı hadis külliyatlarına yaklaştırmaktadır. Uzlaştırmacılığından veya muhakemesinden daha çok, aktarmacı tarafı değerlidir yani. <em>Kuşeyri Risalesi</em>, ilk dönem sufilerinin ortak eseridir bile denebilir. Onların anısı ve sözleri yaşadıkça, <em>Risale </em>de eskimeyecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/kuseyri-risalesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amiri Baraka&#8217;nın Şiirleri</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/amiri-baraknin-siirleri/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/amiri-baraknin-siirleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 May 2016 12:50:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6101</guid>
		<description><![CDATA[Baraka, Amerikan şiiri geleneğini daha yeni kurmuşken bu gelenekten bir kopuştur. Şuna dikkat etmek lazım tabii: Amerikan geleneği zaten bir kopuş geleneğidir. Bu yanıyla da tarihsel müttefiklerimiz, din kardeşlerimiz ve sınır komşularımız olan Arap ve Fars dünyasının şiir geleneklerinden daha fazla benzer Türk şiirine. Türkler ve Amerikalılar Arap/Fars ya da İngiliz/Fransız topluluklarının aksine yerleşerek ve...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Baraka, Amerikan şiiri geleneğini daha yeni kurmuşken bu gelenekten bir kopuştur. Şuna dikkat etmek lazım tabii: Amerikan geleneği zaten bir kopuş geleneğidir. Bu yanıyla da tarihsel müttefiklerimiz, din kardeşlerimiz ve sınır komşularımız olan Arap ve Fars dünyasının şiir geleneklerinden daha fazla benzer Türk şiirine. Türkler ve Amerikalılar Arap/Fars ya da İngiliz/Fransız topluluklarının aksine yerleşerek ve emeklerini biriktirerek değil, göçerek ve geçmiş birikimleri yağmalayarak yaşama yolu bulmuşlardır. Tabii, Türk şiirinin 15. yüzyıl şafağında bir, 19. yüzyıl ortalarında bir kere daha dikey göçler, huruçlar yaşadığını; Amerikan şiirinin ise şafağını ancak 19. yüzyıl eşiklerinde yaşadığını unutmamak lazım. Baraka, Amerikan geleneğinden bir kopuş, Bağımsızlık Bildirgesi’nden (1776) beri gelişen kültür ortamı ve şiirden bir çıkıştır. Tıpkı Eliot ve Pound gibi yani. Farkları, Eliot İngiltere ve Anglikanlığa (Amerikanlığın yakın kökenine), Pound da İtalya ve Rönesans’a (uzak kökene) dönerken Baraka’nın yatay anlamda Harlem’e (siyah yoksulluğuna, yerelliğine ve öfkesine) dikey anlamda ise Afrika’ya (siyah güzelliğine, yeteneğine, rüyasına) dönmüş olmasıdır. Aynı nedenlerle, öte yandan, Baraka mükemmel Amerikalıdır. Zira Amerikalılık ancak onu var eden, yapan ve içini dolduranlarla anlam kazanabilir; tıpkı Türklük gibi. Nasıl ki yaşıtı İkinci Yeni şairleri resmiyeti ellerinin tersiyle itip her biri farklı yollarla da olsa öze dönüş yaşadılarsa; Baraka’nın resmi Amerika’yla (dili, edebi ve kaziyeleriyle Büyük Amerika) çarpışmasının temeli de öze dönüştür, öze dönüş, mevcut kalıbı parçalayacak, Amerikalılığın suretine Afrikalılığın ruhundan üfleyecek ve yeni Amerika’nın ya da küçük Amerika’nın suretini çizmede rol sahibi olacaktır. Amiri Baraka yerle bir ettiği Amerikan geleneğinin bugün değilse bile gelecekte iftihar edeceği yenileyicilerinden biridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/amiri-baraknin-siirleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ataç&#8217;ın Denemeleri</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/atacin-denemeleri/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/atacin-denemeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2016 13:08:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6067</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Köprülü’yü, Tanpınar’ı okuyoruz. Nurullah Ataç’ı okuduğumuzdan pek emin değilim. Kim okur, daha doğrusu kim okuyabilir Nurullah Ataç’ı? Hem ne maksatla Nurullah Ataç okuruz? İdeolojik kaygılarla kitaplığında Ataç kitapları bulunduranları hemen geçelim. Mesleği edebiyat olanları da geçelim. Sıradan adam, edebiyat meraklısı, bir şey öğrenmek isteyen genç insanlar Ataç okuyor mu, okuyabilir mi? Ataç okunmuyor. Yani...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Köprülü’yü, Tanpınar’ı okuyoruz. Nurullah Ataç’ı okuduğumuzdan pek emin değilim. Kim okur, daha doğrusu kim okuyabilir Nurullah Ataç’ı? Hem ne maksatla Nurullah Ataç okuruz? İdeolojik kaygılarla kitaplığında Ataç kitapları bulunduranları hemen geçelim. Mesleği edebiyat olanları da geçelim. Sıradan adam, edebiyat meraklısı, bir şey öğrenmek isteyen genç insanlar Ataç okuyor mu, okuyabilir mi? Ataç okunmuyor. Yani bir hayli eskimiştir Ataç; eskimeyen tarafı yazdıklarında değil, temsil ettiklerindedir. Ataç, yeni kurulan bir devletin resmi edebiyatını temsil eder. Yani olmayan ama oldurulmak istenen edebiyatı. Cumhuriyet edebiyatının, inkılap edebiyatının, Kemalist modernin rol modelidir Nurullah Ataç. Yargıcıdır da aynı zamanda. Divan edebiyatına hayır, halk edebiyatına iki kere hayır, yeni edebiyata evet; Garip’e aferin pekiyi, İkinci Yeni’ye otur sıfır. Büyük bir telaş içindedir Ataç. Sürekli sınav kağıdı okuyup not vermek zorunda olan öğretmenler gibi davranır. Okuduğu her şeye iyi ve kötü nazarıyla bakar. Bu bakımdan tam bir Türktür yahut Doğuludur diyebiliriz. Tam da kaçmak, kurtulmak, yok etmek istediği şey. “Bizde kritik düşünce yoktur” deyip sayfalar dolusu küfür eden bir kısım günümüz entelektüelinin, özellikle Murat Belge tipindekilerin atası sayılabilir Ataç. Kendinden ve çevresinden, “cemaatinden” memnun değildir. Türk edebiyatının Batıya açılan penceresi, diyeceğiz nerdeyse; ama Batı edebiyatı konusunda Cemil Meriç veya Tanpınar’ın eline su dökemez. Ataç bir “çağdaşlık” tutkunudur. Çağdaşlık ve Batılılık onda o kadar büyük bir kompleks ki, biraz geçmişi andırıyor diye İkinci Yeni’ye düşman kesilmiştir. İkinci Yeni’nin tam da onun istediği çağdaşlığı (ama onun istediği tatta değil) tesis edeceğini görememiştir. Ataç’ın körlükleri bağımsız bir kitaba mevzu olabilecek kadar çoktur. Onu hâlâ yeni kılan da budur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/atacin-denemeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mütenebbi Divanı</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/mutenebbi-divani/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/mutenebbi-divani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2016 13:37:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6054</guid>
		<description><![CDATA[Mütenebbi ve Maarri, klasik Arap şiiri içinde yeni bir çığırdır. Arap şiirinde şiir, nazım ve nesir katı bir şekilde ayrı dururken Mütenebbi ile birlikte daha karmaşık bir tür olarak şiir ortaya çıkmıştır. Bunda İslam’ın Arapça konuşanlar kadar Arapça dışında diller konuşan yeni toplumları da etkisi altına alması ve böylece kültürel bir çoğullaşma ortaya çıkması kadar...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Mütenebbi ve Maarri, klasik Arap şiiri içinde yeni bir çığırdır. Arap şiirinde şiir, nazım ve nesir katı bir şekilde ayrı dururken Mütenebbi ile birlikte daha karmaşık bir tür olarak şiir ortaya çıkmıştır. Bunda İslam’ın Arapça konuşanlar kadar Arapça dışında diller konuşan yeni toplumları da etkisi altına alması ve böylece kültürel bir çoğullaşma ortaya çıkması kadar kelam, felsefe ve tasavvuf yollarıyla düşüncenin belirginleşmesi, şairliğin bile ölçüsünün hikmet haline gelmesinin payı olmalı. Mütenebbi saray şairidir; önce Halep, sonra Kahire emirinin yanında yer almıştır. Övgücülüğü, emirinin kahramanlıklarını anlatan hamasi şiirleri bundandır. Gücü sevdiği, güçlünün yanında yer aldığı anlaşılıyor. Yeteneklidir, söyleyişi kuvvetlidir. Deneyim, gözlem, muhakeme ve siyasete dayalı güçlü beyitleri çoktur. Bunların bir kısmı Arapçada deyimleşmiş şeyler. Mütenebbi kelimelerle geçinen, hayatını şiire bağlamış bir adamdı. Profesyonel şairdi yani. Para, şöhret ve mevki elde etmek için bugün övdüğü bir emir, Mütenebbi’ye istediğini vermeyince yarın yanından kaçıp onu hicveden şiirler yazabilirdi. Karakterindeki bu karmaşık zaaflara rağmen şiiri ifade olarak kesindir. Kısa ifadelerle yaşadığı dönemin meselelerini parlak bir şekilde söylemiştir. Şiirinin siyasi bir çerçevesi vardır. Mütenebbi Abbasi döneminin sonlarında, yani siyasi karmaşa ve çoğulluk çağında yaşadı. Bu dönemde her şey bir günde değişebiliyor, önce katı kurallar konup sonra bunlar birdenbire çiğnenebiliyordu. Güvenlik ve istikrar yoktu. Ki Mütenebbi bir seyahat esnasında haramiler tarafından soyulup öldürülmüştür. Şiirlerinde bu istikrarsızlığın sonucu sayılabilecek bir tür bireysellik de vardır. Bir beytinde atalarıyla değil kendiyle övündüğünü, atalarının kendine değil kendinin atalarına şeref verdiğini söyler. Müthiş beyitlerinden biri: “At, gece, çöl beni tanır | Kılıç, mızrak, kağıt ve kalem de.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/mutenebbi-divani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bagavad Gita</title>
		<link>http://www.tarihhaber.net/bagavad-gita/</link>
		<comments>http://www.tarihhaber.net/bagavad-gita/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 May 2016 13:41:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[alper]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskimeyen Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihhaber.net/?p=6035</guid>
		<description><![CDATA[Mahabarata’nın bir bölümü olduğu halde destandan daha ünlüdür. Bunu kısmen kısalığına borçlu olsa da, çünkü Mahabarata 100 bin beyit iken Gita sadece 700 beyittir; asıl olarak insanla tanrı arasında bir diyalog olduğu ve trajik bir yapıya sahip olduğu için ünlüdür Bagavad Gita. Mahabarata kahramanlarından Arcuna, hem akrabası hem rakibi olan Kuravalarla aralarındaki savaş devam ederken,...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mahabarata</em>’nın bir bölümü olduğu halde destandan daha ünlüdür. Bunu kısmen kısalığına borçlu olsa da, çünkü <em>Mahabarata</em> 100 bin beyit iken <em>Gita</em> sadece 700 beyittir; asıl olarak insanla tanrı arasında bir diyalog olduğu ve trajik bir yapıya sahip olduğu için ünlüdür <em>Bagavad Gita</em>. Mahabarata kahramanlarından Arcuna, hem akrabası hem rakibi olan Kuravalarla aralarındaki savaş devam ederken, arabacısının kılığına giren Krişna’yla sohbet eder. Akrabalarıyla savaşacağı için kederlenen Arcuna’yı Krişna, zevk ve elemin gelip geçici olduğu, bilge insanın ölüm kalım meselelerine üzülmemesi gerektiği, bedenin ölümlü ama ruhun ölümsüz olduğu vb. konularda irşat eder: “Gerçek olmayan hiçbir şey var olamaz. Gerçek olanlarsa asla yok olmaz.” Kitap Arcuna’nın bilgelik ve doğru tavırlar konusundaki soruları, Krişna’nın cevapları ile devam edip gider. <em>Gita</em>’nın hem Hindistan’da hem Batı ülkelerinde bugün hâlâ ciddi anlamda popüler olmasını sağlayan şey, içerdiği çok sayıda vecizedir diyebiliriz. Kayıtsızlığın, tutkusuzluğun, kısacası yoganın bir öğretilişidir <em>Gita</em>. Türkiye’de yogayı ilgiyle karşılayan küçük bir grup olmasına rağmen genellikle Hint bilgeliği yabancımız sayılır. Bize tuhaf görünen ikilemleri var çünkü. <em>Gita</em> bu ikilemleri Krişna’nın, daha doğrusu kitabın ilerleyen bölümlerinde açığa çıktığı gibi Brahma’nın sonsuz bilgelik ve sükun çatısı altında birleştirir, kaynaştırır. Bunun için de Türkiye ve diğer İslam ülkeleri hariç dünyanın her yerinde ilginç ve popüler bir bilgelik anlatısı olmayı sürdürüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihhaber.net/bagavad-gita/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- Wp Fastest Cache: XML Content -->